Vejetaryen – Han Kang

Vejetaryen Kapak

Kendini doğanın tek sahibi ve dolayısıyla hakimi gören insanın, doğadaki en zararlı canlı türü olduğu bilimsel çevrelerde çoktandır kabul görüyor. Doğayla kurduğumuz bu sorunlu ilişki son yıllarda sadece bilimsel çalışmalarda değil görsel sanatlar ve edebiyat dünyasında da çokça irdelenir oldu. Koreli kadın yazar Hang Kang, gördüğü bir rüya sonrası et yemeyi bırakan kadın kahramanı Yonghe aracılığıyla bu tartışmaya dahil olmuş ve insanların doğayla ve birbirleriyle kurduğu bu tahammülsüz, eşitsiz ve yok edici ilişkiyi çok sade bir hikayeyle dikkatimize sunmuş.

Yonghe, her haliyle ‘sıradan’ bir kadınken, sadece et yemeyi bırakarak ve zamanla bir ağaca dönüşme sanrılarına kapılarak etrafındaki insanların hayatlarında büyük dönüşümlere yol açar. İlginç bir şekilde hikaye Yonghe’nin kendi düşünme süreçlerine yoğunlaşmaktansa okuyucuyu Yonghe’nin yakınlarının tavırlarını anlamaya davet eder. İşte bu sayede bizler, alternatif yaşam formlarına ya da pasif direnişe yönelen insanlara karşı tahammülsüzlüğümüzü, sahip olamadıklarımızın peşinde tatminsizce koşuşumuzu, kadın-erkek ve türler arası güç dengesizliklerini, bastırılamayan tüketim ve yok etme iştahımızı keşfederiz. Bir tür olarak insan doğanın neresindedir? Kendi bedenimiz ve başka türler üzerinde ne kadar söz hakkımız var? Sadece kendimize yönelerek etrafımızda ne tür değişimler tetikleyebiliriz? Vejetaryen gibi kısa ve sade bir hikayede benim bulduğum bazı sorular bunlar oldu.

Gördüğüm kadarıyla benim okumakta oldukça geciktiğim kitabı Türkiyeli okuyucular pek çok açıdan değerlendirmiş. Kimisi hikayenin üslubundaki görsellikten etkilenmiş, kimisi hikaye kahramanı Yonghe’nin sıra dışı hikayesini sıradan bir kadının varoluş çabası olarak yorumlamış. Benim ki de dahil olmak üzere bu kadar farklı yorum ve yaklaşıma el veren bir eserin başarısından şüphe duyulmaz sanırım.

Kore’de 2007 yılında yayımlanan romanın 2015’te yapılan İngilizce çevirisi büyük tartışmalara sebep olmuş, ben Türkçe çeviriyi keyifle okudum ve yazarın kurmaya çalıştığı dingin üsluba sadık kalındığını hissettim. Göze takılan tek şey Kore yemeklerinin isimleriydi ki bu da çeviriden değil, bu yemeklerin Türkçe isimlerine günlük hayatta fazla denk gelmemizden kaynaklanıyor. Türkiye’de Kore kültürüne olan ilginin hızla arttığını düşünürsek birkaç yıl sonra bu isimleri yabancı bulmayacağımız kesin.

Romanın başarısız bir de film uyarlaması var (henüz izleyemedim, kendimi her an tekzip edebilirim) fakat ben bu güçlü hikayenin Pan’ın Labirenti ve Suyun Şekli gibi başarılı filmlere imza atmış Guillerme del Toro gibi bir yönetmenin elinde çok daha etkileyici bir kurguya ilham verebileceğine inanıyorum. İnsan egoizmini sorgulama ihtiyacımız ortadan kalkmadığı müddetçe böyle öykülere olan ilgimiz nasılsa azalmayacak.

April Yayıncılık, Çeviren: Göksel Türközü, İlk Basım 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s